Filmlerde talihsiz sahneler olur.. biri giderken diğeri "o"nun arkasından bakar ama "bakılan" bunun farkına varmaz..sonra bakılan döner.. bu kez, "önce bakan" kendi ayak uçlarına bakmaktadır.. Sadece sevgili olanlar için değildir bu kareler... iki eski dost için bile.. geri dönüş noktası olabileceği hatırlatılır.. Ve.. bak denir.. şimdi bak bak!.. şimdi bak!.. şimdi çevirsen karşılaşacaktınız!.. Seyirci yerinde kıvranır.. sonuç genellikle aynıdır.. köşeden dönülür..ve herkes yoluna devam eder.. Bu sahne böyle sürer.. Aslında verilmek istenen mesaj; bir ömür kaçırılan fırsatların dile getirilmesidir...
Hayatı çok ciddiye aldığımda aklıma böyle sahneler geliyor.. Neden mi..? Çünkü..bazen köşeden döneni bir araba çarpar.. Uzağa gidenden bir müddet sonra haber alınmaz.. Ve iç geçirilir.. en azından son bir defa aynı anda bakabilseydik.. Hayatın bazı dönemleri ne kadar zor ..ve ne kadar çabuk geçiyor değil mi ?
her ölenle ölüyorum.. sonra her kalanla dirilip.. her kalanla kalıyorum.. her ölenle gidip..,
her beze sarılan benim.. her kırmızıya.. her arkadan ağlayan benim.. her arkamdan ağlanan..
bir gidip bir geliyorum.. bunu hep yapıyorum..
kaldığım yerde ölüyorum.. gittiğim yerde dirilip.. öldüğüm yerde diriliyorum.. gittiğim yerde kalıp..
kalıp gibi.. ölü gibi.. yerde çırpınırken dirilmiş deli gibi.. hep yaptığım gibi.. bir tebessümle eziliyorum..
hiç bana deselerdi ki.. birinin gülmesi seni nasıl ezecek ve ölesiye diriltecek kaldığın yerde ölü gibiyken.. ve biri deseydi ki.. dirilttiği yerde seni nasıl gömecek biliyor musun ? onun bir tebessümü için ölebilirim.. ve onun ölümünü görmemek için her gün onun için ölüp aynı acıyı yaşayarak dirilebilirim..her gün dirilip her gün ölebilirim..
ipek gibi bir gülüş tadında dirilmeli.. kaldığım yerde durmalı.. vurduğum yerde durduğum gibi..
hayatı kendi şakağıma dayamalı.. gülerek ama.. ölerek değil.. cesaret..kalabilmek olmalı.. evet..cesaret kalabilmek..
korkunun ecele faydası varmış.. hazırlıyormuş.. kaçtığım her diriden ölesiye af diliyorum..
ruhuma kazınan bu işkence bitsin istiyorum.. ne ölebilirim.. ne kalabilirim.. ipeksi gülüşler olmasa..
Her erkeğin birden fazla kadınlı standart fantezilerinin üzerinde bir yerde durmak istiyorum !! :)
Benim arzum daha farklı.. (bunu hepten bir kenara bırakacak kadar erdem abidesiyim dersem.. münker ve nekire hesap veremem!!)
Tanıştığım.. "sevgilim" kelimesini kullandığım ya da "sevgili" kelimesi yaşanmasına rağmen kullanamadığım (!) kadınları ..sanki ben ölmek üzereymiş gibi.. ya da başıma korkunç bir felaket gelmiş de tümden herkes merakla sonumu bekliyormuş gibi.. bir yere toplamak istiyorum !!
Aslında "lost"vari bir "eski sevgili toplantı adası" ideal olanıydı.. Ama bunu yapabilecek elektronik ekipmanım ve alet edevatım yok ! Her birinin diğerlerini görünce yüz ifadesini.. arkamdan hangi hatıralar ve tonlamalarla konuştuklarını.. bir fısıltı gibi ruh halinde aralarda dolaşarak duymak istiyorum.. Şaşkınlık ya da hayal kırıklıklarını görmek istiyorum.. "Ne yani benim sevgilim dediğim herif bu kızla da mı çıkmış ! öpüşmüş!" demelerini görmek.. Bu senaryolu bir film çekilmeli.. (Hatta bu meyanda konulu bir film bilen, önersin lütfen, seyretmek isterim)
Harem fikri belki de bu hisse sahip bir şehzadenin fikriydi.. Tüm kadınlarını aynı ortamda perde arkasından seyredebilmek.. Şehzade için kavga edilmesi falan gibi süper ego basitlemesine indirgenmemesi gerekir bunun.. Kadın kendi için bir başka erkekle konuşan ve savaşan erkek görmek istediği gibi.. Erkek de.. kendisinin ayrılıktan sonraki etkisini merak edebilir.. Ne oldu benden sonra diye.. Katillerin cinayet mahalline dönmesi gibi.. Erkekler de eski sevgililerinin bulunduğu bir mekanda mutlaka fırtına sonrasının izlerini ölçmeyi sever..
Yani her erkeğin birden fazla kadını aynı yerde görme eğilimi ve dayanılmaz arzusunun sadece bir yatak malzemesi olmadığı ... bunun yanında.. her elveda öncesi bir öpücük tadının aranması hissi yatıyor olabilir.. ölmeden önce yapılacaklar listesinin başındadır !!:)
vurduğum yerde dur ne ismimi sayıkla benim ne sırtımdan vur
vurduğum yerde dur bakamayacağın kadar silahımı dimdik doğrultmuşum sana dizlerin yeni doğmuş bir çocuk başı gibi titrek rüzgarda minik bir bulut gibi korkak yerde bir çöp gibi ürkek..
vurduğum yerde dur sözümün hizasına erişemezsin aşk yoksa, sen, tek kelime edemezsin bir an önce kaçmalısın bu şehirden önüme çıkmak için yolunu seçemezsin..
vurduğum yerde dur saldırdığım her düşmanım sensin. içine saldığım her korku sahip olunmakla bin kişiye geçilmez bu koku mermimin ilk hızına yetişemezsin..
vurduğum yerde dur ya da durduğum yerde vur beni bir "serd adımla" yeri benim gibi titretemezsin bir bulutu bir nefesle içine çökertemezsin duaların yetmeyecek sana her ettiğinde unutulan bir zevk boşalımıyla "batın"ın içine giremezsin vurduğum yerde dur ne olursun dur dur vurduğum yerde üzerime gelemezsin her sokakta bir anlam bulmak için, içinden isim seçemezsin her kitaptan tefeülle ders seçemezsin.. dur.. ya da vur beni.. anneni kaybetmekle övünemezsin.. babanın ölümüyle başıboşluğa düşemezsin.. vurduğum yerde dur.. minik yüzlü bakışlar için dur minik olan herşey için.. minimalist dadaist olmadan dur şehvetin esiri oldun her seviştiğinde kayboldun her kapalı mekan içini bunaltacak ben yoksam kuyu yok, içine kaçacak
uzun cümleler kurma bana bana cümleleri uzatarak kusma kustuklarını öğütme bana sana emrediyorum ! ya vur beni ya da vurduğum yerde dur !
(not: müzikle okunsun lütfen.. .. lütfen ama.. arada bir durup müzik dinlensin. sonra tekrar okunsun:)..)
geceleri ilham gelir de yazarım zannediyorum bloga.. oysa gündüz dersin ortasında.. tam da hocanın en heyecanlı bölümleri anlatması.. ya da direkt bir soruya muhatap olacağım esnada.. aklımdan süzülüyor kelimeler.. daire çizmiş.. çocuklar gibi el ele tutuşmuş zıpla zıpla oynuyor cümleler.. misal: kelimeler hayalet gibi duvardan duvara atlıyor.. resmen uçuşuyor .. boğazımdan garip bir dille çıkan anlamsız dualar gibi.. kendinden geçmiş günahkar bir abid gibi.. kaybolarak dondan dona bir güvercin gibi.. cümleleri renksiz ama gölge şeklinde görüyorum.. işte orada tahtanın üzerinden geçti.. pencerede yansımadan ..ışığı hazmederek yere betona düştü.. sürünerek üzerime çıkmaya çalışıyor.. şimdi.. zihnimde yankılanan müzik ne düşünüyorum.. beni bu askıya kim astı.. kim omuzlarımdan tutarak sürükledi beni bu kuyuya.. ve ucunda ipe gerilmiş bir boyun gibi sallandırdı .. hangi ses.. gölge kağıdın üzerine geliyor ve.. film karelerinde deftere kendiliğinden yazılan harfler gibi.. elimin farkında olmadan zihnimin hızına yetişerek not almaya..akşama bunları düşün ve yaz komutunu idrak etmeye çalıştığını farkediyorum..
"kıvrak hareketlerle dans" etmeye başlıyor gölge-cümle.. ulan gölgenin de oryantalisti olur mu demiyorum.. oluyor.. ve bir "kükreme" ile duvardan duvara atlıyor.. böğürtü en dibimden hocanın gözlerine fırlayan bir bakış gibi keskince çıkıyor.. ağzımda hapsediyorum.. sihirli bir güçle emiyorum sesi.. ses bir nefes gibi çıkıyor tevekkül içinde.. görenler dertli sanıyor !! aaaaahhhhhhhhhhhhhhh !!!!!!!!!!! midem yanıyor.. yutmamalıyım bu kadar samimi ve derinden gelen cümle-sesi.. çünkü her yutuşum da kusuşum bir başka darbeyle geliyor.. her darbede daha derin uçurum kenarları oluşuyor.. törpülenmemiş tırnak gibi.. ruhum bu sese takılıyor.. yırtınıyor yırtınıyor.. takılıyor.. kopartıp boynumu geren ipten duvara bir çivi gibi çakılmak istiyorum.. aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaahhhhhhhhhhhhhhhhhhhh!!!!!!! içim müzikle ..cümle duvarla dans ediyor.. ağzım köpürerek içimden konuşuyorum.. içim köpürerek ağzımdan.. ayağımı yere vura vura düşünüyorum.. sanki her yere vuruşumda yeri sallıyorum.. yanımdaki elini bacağıma atıp durduruyor.. demek ki sallıyor muşum !? burnum soluyarak alıyor kokuyu.. kokular solunmak için taaa burnumun ucuna kadar geliyor.. koklasam sanki yeryüzünü içime çekicem..sanki baksam birine o anda içine giricem.. sanki..sanki.. ayaklarım bir demirle bağlı sıraya.. çünkü öyle yükseliyorum.. öyle sesimi içimden gelen fırtınayla dinliyorum.. el ele tutuşup oynuyorum kendimle.. ya leyli ya leyli.. ya leyli.. uzadıkça uzuyor..uzuyor.. ya leyli ya.. ya leyla.. ya leyla !! ey leyl-i sefa.. ey leyl-i kadir.. ey leyl-i yakaza.. ey leyl-i kauntum.. ey leyl-i akbaba... "koro" oluyor cümleler duvarda nota nota.. hoca yüzüme anlamsız bakıyor farkettim az önce.. ben sanki her şeyi anlamış ve anlıyor gibi bakıyorum.. elimi kaldırsam her şeyi tekrar edecek gibi.. soru sormak ister gibi.. oysa az önce yakazaya giren ben değilmişim gibi.. sakin ve sessizlik bir "nefes" gibi "tevekkül"le yeniden ele geçiriyor yüzümü.. çığlık gibi hafif... uyku gibi ağır bir biçimde yorgun düşüyorum.. yorgunum..
gökten "3" elma düşüyor.. kelime şeklinde.. bir dehliz içinde sessizce seyre dalıyoruz.. dalıyoruz.. dalıyoruz.. "bir"i kurgulayana.. biri kurguya dalana.. biri diğerlerine hayretle bakana..
İlk yazının Sümerler tarafından bulunması ilginç.. demek ki kalıcı medeniyete ilk ulaşanlar onlar olmuş.. Acaba o zaman vahiy gelen toplumlar bulunuyor muydu ? Peygamberler toplumlarını ne yönde ve hangi medeniyet seviyesinde yönlendirip oluşturuyorlardı..?
Sümerlere yazılı kaynak bırakın diye kim tavsiye de bulunmuştu ki.. ? Bir vahiy mi ?
Tüm bunlar "fırtına öncesi sessizlik" miydi .. Babil'in kulesinin izlerini taşıyan.. Milyonlarca insan kıyımının.. ve zavallı hayvan.. İniltilerinin içimizdeki ilk ezgilerini mi fısıldamak istediler kelime fonetiğinde...
Peygamber yoktuysa aralarında.. nasıl oluyordu da.. sapkın bir toplum vahiyle yönetilen bir diğer toplumdan daha kalıcı ve medeni izler bırakabiliyordu..
Bazen sorduklarımız içimizi yaksa da.. cevap bulacağız ümidi ile soruyoruz.. küstahlığımızdan değil.. böyle bilinmeli ey "melek olmayan"..