28 Şubat 2021 Pazar

48 GB POTPURİ

  



Üzerinden her şekil bulutlar geçerdi “aşıkken” insanın,

Meltem gibi yel gelir, son emeli güle konardı “son of the od”,

Şimdi en güvendiği yer terra bytler’la “cloud”

Lineer bir doğruda ömür şen şakrak tükendi,

Kulağında kalan müzik mutlak’n heavy loud.

 

Ruhunu Rahmana teslim eyledi derlerdi

Dua kitabını hatmederken yaşlılar,

Şimdi viagra telaşındalar

Damar damar nefes nefes “sıkı” başlılar.

 

Özlem dediğinde, kastettiği; “sensiz seksler eyledim”,

Kah ikiyi turladım, kah ölmeyi özledim,

Aforizmik orgazmı dip ruhuma yeğledim.

Çıplak baldırdan boşalır-kan ateşli telaş,

Ne kırmızılar aktif ne de siyahlar yavaş,

Fatiha okumak hoş-tur to the beşiği taşlılar.

 

Güle selam eyliyor ömür sona ererken başlar

Masum içre yüzlerdir kısa saçlı traşlar,

Ne tükenir ‘cloud bucket’ler, ne de şen olur server’lar,

Göze hapsolmuş dolap içinde inlerken kıvrımı,

Dilek diler, özlem sorar, sevda dilenir

Ağacın kökünü yemiş kalın kaşlılar.

 

“Baş”ını yediğin “yer”dir başın,

Ellerinde sıcak kremle okşanır naaşın,

Yüzüne söylenmez bu cümleler aşığın,

Bacak içlerinde yaradır “dile” gelmeyen halkalar,

Ruhunu çalkalar sonunda yumuşaklığa ulaşan fırçalar.


20 Temmuz 2008 Pazar

YENİ ŞEHİR.. NEV-ŞEHİR

Bir dönemi daha kapatıyorum..
Her sezon finalinde olduğu gibi .. Ben de yeni bölümleri ve bölümlerde oynayacağım yeni rolü şaşkın bir şekilde merak ediyorum :)

İnsan ya yorgun ya da kafası karışık olunca.. içinden çokça cümlelerle konuşuyor.. bunları yazmalıyım diyecek kadar bile yetişemiyor hızına kendinin..

Pılımı pırtımı topluyorum..
Hatıralar hep özlemle aranır..
Bazen bir fincan kahvesine ihtiyaç duyuyor insan..
Geleceğe hangi hatıraları saklamalıyım diye soruyorum kendime.. Nedense hep sanki o hatırayı tekrar yaşayacakmış gibi yaşanabilir olanları düşünmeye çalışıyorum.. Sonu gelsin istemiyorum belki o duygunun.. Sonsuzluk hissinin bir tazahürü sanırım..

Yaşanılabilir olana sarılarak ayakta kalabiliyor insan..
Bazen yaşanılabilir olan elimizin ucunda durduğunda dokunamasak da..

Yeni şehrin tüm (!) "İpek böcekleri"ne "kelebek" olma fırsatı getirmesini temenni ederek ..:)
tebessümle.. kelebek etkisiyle.. kuantumla..

26 Haziran 2008 Perşembe

Ruhuma Saplanan Dikenler



Bazı anlar gelir.. beklemezsin..
Ama o yine de gelir.. gelmesin istersin..
Kolay girer zor çıkar bulmacaları gibidir..
Eline minnacık dikenler battığında teker teker ayıklamak istersin.. birini ayıklarken diğeri canını acıtır..
Büyük kocaman bir diken olsa.. tek hamlede ve ustalıkla sökersin..kanayarak bile olsa çıktığında derin bir keyif alırsın.. dişinin arasında kalan artığı yerinden dilinle sökebilmek gibi.. uğraştırıcı ama sonu zevkli..
Ruhuma ince ince ve sık aralıklarla saplanan bir şeyle rolduğunu seziyorum.. nereden elime nasıl bulaştığını bilemiyorum.. şaşkınım..
Ama elimde hissediyorum..
bakışlardan.. kelimelerden.. gülüşten..okunuştan..
Her bakış.. içimde bir diken oluyor..
Bana kimse bakmasın istiyorum bazen.. canım çok yanıyor..
Sessizlik falan istemiyorum bu anlarda..
Şöyle, uzak ve yalnızlık anlamında..
İçimi boğacak bir gürültü..
Sayha şiddetinde..
Bir sura üfürüş nefesinde..
Kara saplanan kelimelerimi..
Ruhuma saplanan dikenlerimi..
Yere saplanan ayaklarımı..
Havalandırsın.. Yerden kessin ..
Gizlenmekten yoruldum..
Açığa çıkamaycak kadar kelimelere saplandım..
Kötülerin ruhları ..ayaklarından başına doğru çekilirken "dikene takılmış da çekilen pamuk" gibi olur derler..
Yani ?.. Pamuğun bir kısım parçaları terkedemez bedeni.. Yarım yamalak çıkar ruh..
Geride ne kalırsa..
Ruhtan kalan pamuklu diken artıkları..
Kimse ruhumu teskin etmeye çalışsın istemiyorum.. Ruhun teskin edilebilir bir şey olmadığını anlayacak kadar pozitivistim artık..
Ruhunda diken izleri olanlar..İzlerinizi öpüyorum..

21 Haziran 2008 Cumartesi

TERCİH ETMEK

Bugün.. geleceğimi .. birikimimi.. elde edebileceklerimi ya da tüm bunlardan vazgeçebileceklerimi .. kime tercih edeceğimi düşündüm..

Bir insanın diğerinin hayatına ipotek koyabilmesi anlamına gelir mi bu?

Kim, gönüllü olarak ..al hayatımı benim elimden diyebilir ki ?

Kim, aynaya baktığında kendisininkini değil onun gözlerini görebilir ?

Bu bir ölüm-kalım meselesi değil elbet.. Ama biri kalacak olsaydı kim kalmalıydı meselesidir..

Aşkın merhamete yenileceğini bilmiyordum..

Aşk kim için terk edilebilir ki ?

19 Haziran 2008 Perşembe

GÜNÜN BLOGU

:) tuhaf... Günün bloğu seçilmiş "kara saplı kelimeler" blograzzi'de..
benim kadar az yazan biri !!
teşekkürler Türkiye !!
:)

hadi sırası gelmişken..
Hayatının bu döneminde sürpriz mutluluklar ya da şaşkınlıklar yaşayanlara kocaman kucak dolusu huzur dileklerimle :)

Deniz kenarında kadeh sesinden müziği duyabilenlere reverans ile..

İpeksi gülüş ve tebessümle diyelim :)

30 Mayıs 2008 Cuma

İŞ..GÜÇ..AŞK..

Çok yorulunca çok konuşmak bir rahatsızlık mı bilemiyorum..
Ama ben, yoruldukça zihni açılanlardanım sanırım.. elim ayağıma dolaştıkça koordinasyon kabiliyetim artıyor ! daha bir heyecanla ve istekle sarılıyorum çözümsüzlüklere..

Gücümün tükendiği zamanlarda da çok konuştuğumu farkettim.. Hatta daha fazla gülüyorum.. Gerginliğin böyle dönemlerde daha kolay dışarı sızdığını biliyorum ..
Ancak bu akşam bir arkadaşım bana.. sen işkolik misin dedi...
Bu gece çalışma salonunu en geç ben terkettim.. saat 02:15 ti sanırım..
Cevap veremedim.. çünkü olmayı düşünmediğim ve istemediğim ama içinde bulunduğum durum..

İnsan yorulunca bir de.. çok konuşunca.. aşkın tesiri de azalıyor sanırım.. işkoliklikten aşkı düşünemiyormuş insan anladım..
İşi çok konuşmak olanlardan biri iseniz.. susabildiğiniz anda
ya da yanında susabildiğiniz.var olduğu zamanda.. sanırım aşkın tedirginliğini hissediyorsunuz..

Susmak erdemdir diye bir söz duymuş muydum.. yoksa kendi kendime uydurduğum uyduruk erdem laflarından biri miydi hatırlayamıyorum..

Ama, bazen derin aşkın, ciddi suskunluk içerdiğini düşünüyorum..
Susma... Sustukça sıra sana gelecek...

13 Mayıs 2008 Salı

KUTSANMASI GEREKEN GÜNLER.. UNUTULMAK İSTENEN ANLAR..



En özel gününde.. insanın.. gece.. herkes evlerine döndüğünde.. yalnız kalması kadar rahatsız edici bir yalnızlık olabilir mi?

Performansı iyi bir konser sonrası hislerime benzetiyorum bu durumu.. Konser öyle muhteşemdir ki.. (en son Haggard konseri..ses sisteminden dolayı çok keyifli olmamasına rağmen) .. Konser bitince .. Salondan çıkıp, içerideki o müthiş ses ahenginden, ritmden ve melodiden uzaklaşırken.. bu zevkten bihaber insanların arasına karışıp.. gündelik hayata dönünce.. Konserin bitmiş ve o anın bir daha yaşanamayacak olmasına o denli üzülürüm ki..

İşte öyle de.. Arkadaşların eve dolduğu doğum günü geceleri .. Herkes birer birer kapıdan gülerek uğurlanırken.. ve neyse ya, bulaşıkları yarın yıkarım.. diye boşvermişliğin tam da içine düşerken..
Yatağa uzandığındaki o sessizlik.. perdenin dahi kımıldamaması..bir ışık-lamba açma sesinin duyulmaması.. yan daireden sifon sesi.. üst kattan terlik sürtmesi..
Ne sabahın olması istenir.. ne gecenin bitmesi..
Ne gece öyle kalsın istenir.. ne de sabaha bu hislerle uyanmak..

Doğum günleri.. zihin kemale erince .. fazlalık kilolar gibi endişe vericidir..
Bu özel günleri birisi iptal etmeli !!!..
Eskilerin(çok eskilerin) doğum günlerini.. "soğuk bir kış günüydü ve yağmur çiseliyordu" diye hatırlaması belki bundan..

Bir nehir ki ömrüm..


DİPSİZ KUYU..DİBİNİ GÖRMEK..DİBİNİ BULMAK..

Bir gün öğretmenlerimizden birisi.. oğlum.. "şişe"nin


ve "kadın"ın dibi yok demişti..







Tecrübe etmediğim şeylere inanmama eğilimindeyim nedense.. Ateş yakmadığı sürece elimin acıdığını hissedemeyenlerdenim..

Çukurun dibine düşmediği sürece düştüğünün farkına varamayanlardan olduğum gibi..
Ve kaç kez düşülür ki bir kuyuya.. kaç kez çıkılır..
İnsanın kara deliği.. beyin kıvrımlarında, "iğne deliği" gibi.. minik boşluklar bırakmak mı..

Nefes alamaz insan "serd düşünce"..
Ya da bazen düşününce.. insan.. nefes alamaz..
Kelimeler.. bakışlar.. adımlar.. tutuşlar.. serdleşir..

Yumuşak toprakta çivi oynardık eskiden.. dar boğazlar yapardık birbirimize.. ince uçlu çivisi olan aradan geçebilirdi..
Kendimize yaptığımız boğazlar o denli dar ki.. ince.. ipince "delikli iğne"ler ile saplamaya çalışsak.. geçemeyecek gibiyiz..
Kutsiyeti yitirilmiş harf cesetlerinden özür diliyorum..
Kuyunun dibine saplanıncaya kadar sırtımın yere değeceğini sanmıyordum..

16 Nisan 2008 Çarşamba

BAKMAK.. DİKKATLE GÖZ UCUNDAN..

Filmlerde talihsiz sahneler olur.. biri giderken diğeri "o"nun arkasından bakar ama "bakılan" bunun farkına varmaz..sonra bakılan döner.. bu kez, "önce bakan" kendi ayak uçlarına bakmaktadır.. Sadece sevgili olanlar için değildir bu kareler... iki eski dost için bile.. geri dönüş noktası olabileceği hatırlatılır..
Ve.. bak denir.. şimdi bak bak!.. şimdi bak!.. şimdi çevirsen karşılaşacaktınız!.. Seyirci yerinde kıvranır.. sonuç genellikle aynıdır.. köşeden dönülür..ve herkes yoluna devam eder..
Bu sahne böyle sürer.. Aslında verilmek istenen mesaj; bir ömür kaçırılan fırsatların dile getirilmesidir...

Hayatı çok ciddiye aldığımda aklıma böyle sahneler geliyor.. Neden mi..?
Çünkü..bazen köşeden döneni bir araba çarpar..
Uzağa gidenden bir müddet sonra haber alınmaz..
Ve iç geçirilir.. en azından son bir defa aynı anda bakabilseydik..

Hayatın bazı dönemleri ne kadar zor ..ve ne kadar çabuk geçiyor değil mi ?

8 Aralık 2007 Cumartesi

KALMAK..GİTMEK..

her ölenle ölüyorum..
sonra her kalanla dirilip..
her kalanla kalıyorum..
her ölenle gidip..,

her beze sarılan benim.. her kırmızıya..
her arkadan ağlayan benim.. her arkamdan ağlanan..


bir gidip bir geliyorum..
bunu hep yapıyorum..

kaldığım yerde ölüyorum..
gittiğim yerde dirilip..
öldüğüm yerde diriliyorum..
gittiğim yerde kalıp..

kalıp gibi..
ölü gibi..
yerde çırpınırken dirilmiş deli gibi..
hep yaptığım gibi..
bir tebessümle eziliyorum..

hiç bana deselerdi ki..
birinin gülmesi seni nasıl ezecek ve ölesiye diriltecek kaldığın yerde ölü gibiyken..
ve biri deseydi ki..
dirilttiği yerde seni nasıl gömecek biliyor musun ?
onun bir tebessümü için ölebilirim..
ve onun ölümünü görmemek için her gün onun için ölüp aynı acıyı yaşayarak dirilebilirim..her gün dirilip her gün ölebilirim..

ipek gibi bir gülüş tadında dirilmeli..
kaldığım yerde durmalı..
vurduğum yerde durduğum gibi..

hayatı kendi şakağıma dayamalı..
gülerek ama..
ölerek değil..
cesaret..kalabilmek olmalı..
evet..cesaret kalabilmek..

korkunun ecele faydası varmış..
hazırlıyormuş..
kaçtığım her diriden ölesiye af diliyorum..

ruhuma kazınan bu işkence bitsin istiyorum..
ne ölebilirim..
ne kalabilirim..

ipeksi gülüşler olmasa..


26 Ekim 2007 Cuma

THREESOME !! HAYIR DAHA FAZLASI !!


Her erkeğin birden fazla kadınlı standart fantezilerinin üzerinde bir yerde durmak istiyorum !! :)



Benim arzum daha farklı.. (bunu hepten bir kenara bırakacak kadar erdem abidesiyim dersem.. münker ve nekire hesap veremem!!)

Tanıştığım.. "sevgilim" kelimesini kullandığım ya da "sevgili" kelimesi yaşanmasına rağmen kullanamadığım (!) kadınları ..sanki ben ölmek üzereymiş gibi.. ya da başıma korkunç bir felaket gelmiş de tümden herkes merakla sonumu bekliyormuş gibi.. bir yere toplamak istiyorum !!

Aslında "lost"vari bir "eski sevgili toplantı adası" ideal olanıydı.. Ama bunu yapabilecek elektronik ekipmanım ve alet edevatım yok !
Her birinin diğerlerini görünce yüz ifadesini.. arkamdan hangi hatıralar ve tonlamalarla konuştuklarını.. bir fısıltı gibi ruh halinde aralarda dolaşarak duymak istiyorum..
Şaşkınlık ya da hayal kırıklıklarını görmek istiyorum.. "Ne yani benim sevgilim dediğim herif bu kızla da mı çıkmış ! öpüşmüş!" demelerini görmek..
Bu senaryolu bir film çekilmeli..
(Hatta bu meyanda konulu bir film bilen, önersin lütfen, seyretmek isterim)

Harem fikri belki de bu hisse sahip bir şehzadenin fikriydi..
Tüm kadınlarını aynı ortamda perde arkasından seyredebilmek.. Şehzade için kavga edilmesi falan gibi süper ego basitlemesine indirgenmemesi gerekir bunun.. Kadın kendi için bir başka erkekle konuşan ve savaşan erkek görmek istediği gibi.. Erkek de.. kendisinin ayrılıktan sonraki etkisini merak edebilir.. Ne oldu benden sonra diye.. Katillerin cinayet mahalline dönmesi gibi.. Erkekler de eski sevgililerinin bulunduğu bir mekanda mutlaka fırtına sonrasının izlerini ölçmeyi sever..



Yani her erkeğin birden fazla kadını aynı yerde görme eğilimi ve dayanılmaz arzusunun sadece bir yatak malzemesi olmadığı ... bunun yanında..
her elveda öncesi bir öpücük tadının aranması hissi yatıyor olabilir..
ölmeden önce yapılacaklar listesinin başındadır !!:)


19 Ekim 2007 Cuma

VURDUĞUM YERDE DUR !


vurduğum yerde dur
ne ismimi sayıkla benim
ne sırtımdan vur

vurduğum yerde dur
bakamayacağın kadar silahımı dimdik doğrultmuşum sana
dizlerin yeni doğmuş bir çocuk başı gibi titrek
rüzgarda minik bir bulut gibi korkak
yerde bir çöp gibi ürkek..



vurduğum yerde dur
sözümün hizasına erişemezsin
aşk yoksa, sen, tek kelime edemezsin
bir an önce kaçmalısın bu şehirden
önüme çıkmak için yolunu seçemezsin..



vurduğum yerde dur
saldırdığım her düşmanım sensin.
içine saldığım her korku
sahip olunmakla bin kişiye geçilmez bu koku
mermimin ilk hızına yetişemezsin..

vurduğum yerde dur
ya da durduğum yerde vur beni
bir "serd adımla" yeri benim gibi titretemezsin
bir bulutu bir nefesle içine çökertemezsin
duaların yetmeyecek sana her ettiğinde unutulan
bir zevk boşalımıyla "batın"ın içine giremezsin
vurduğum yerde dur
ne olursun dur
dur vurduğum yerde
üzerime gelemezsin
her sokakta bir anlam bulmak için, içinden isim seçemezsin
her kitaptan tefeülle ders seçemezsin..
dur..
ya da vur beni..
anneni kaybetmekle övünemezsin..
babanın ölümüyle başıboşluğa düşemezsin..
vurduğum yerde dur..
minik yüzlü bakışlar için dur
minik olan herşey için..
minimalist dadaist olmadan dur
şehvetin esiri oldun
her seviştiğinde kayboldun
her kapalı mekan içini bunaltacak
ben yoksam kuyu yok, içine kaçacak

uzun cümleler kurma bana
bana cümleleri uzatarak kusma
kustuklarını öğütme bana
sana emrediyorum !
ya vur beni
ya da
vurduğum yerde dur !

9 Ekim 2007 Salı

BİR OKUL MACERASI (zihinsel.. zihinsel..)


(not: müzikle okunsun lütfen.. .. lütfen ama.. arada bir durup müzik dinlensin. sonra tekrar okunsun:)..)

geceleri ilham gelir de yazarım zannediyorum bloga.. oysa gündüz dersin ortasında.. tam da hocanın en heyecanlı bölümleri anlatması.. ya da direkt bir soruya muhatap olacağım esnada.. aklımdan süzülüyor kelimeler.. daire çizmiş.. çocuklar gibi el ele tutuşmuş zıpla zıpla oynuyor cümleler..
misal:
kelimeler hayalet gibi duvardan duvara atlıyor.. resmen uçuşuyor ..
boğazımdan garip bir dille çıkan anlamsız dualar gibi.. kendinden geçmiş günahkar bir abid gibi.. kaybolarak dondan dona bir güvercin gibi.. cümleleri renksiz ama gölge şeklinde görüyorum.. işte orada tahtanın üzerinden geçti.. pencerede yansımadan ..ışığı hazmederek yere betona düştü.. sürünerek üzerime çıkmaya çalışıyor..
şimdi.. zihnimde yankılanan müzik ne düşünüyorum.. beni bu askıya kim astı.. kim omuzlarımdan tutarak sürükledi beni bu kuyuya.. ve ucunda ipe gerilmiş bir boyun gibi sallandırdı .. hangi ses..
gölge kağıdın üzerine geliyor ve.. film karelerinde deftere kendiliğinden yazılan harfler gibi.. elimin farkında olmadan zihnimin hızına yetişerek not almaya..akşama bunları düşün ve yaz komutunu idrak etmeye çalıştığını farkediyorum..

"kıvrak hareketlerle dans" etmeye başlıyor gölge-cümle.. ulan gölgenin de oryantalisti olur mu demiyorum.. oluyor.. ve bir "kükreme" ile duvardan duvara atlıyor..
böğürtü en dibimden hocanın gözlerine fırlayan bir bakış gibi keskince çıkıyor.. ağzımda hapsediyorum.. sihirli bir güçle emiyorum sesi.. ses bir nefes gibi çıkıyor tevekkül içinde.. görenler dertli sanıyor !!
aaaaahhhhhhhhhhhhhhh !!!!!!!!!!!
midem yanıyor.. yutmamalıyım bu kadar samimi ve derinden gelen cümle-sesi..
çünkü her yutuşum da kusuşum bir başka darbeyle geliyor..
her darbede daha derin uçurum kenarları oluşuyor.. törpülenmemiş tırnak gibi.. ruhum bu sese takılıyor.. yırtınıyor yırtınıyor..
takılıyor.. kopartıp boynumu geren ipten duvara bir çivi gibi çakılmak istiyorum..
aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaahhhhhhhhhhhhhhhhhhhh!!!!!!!
içim müzikle ..cümle duvarla dans ediyor.. ağzım köpürerek içimden konuşuyorum.. içim köpürerek ağzımdan.. ayağımı yere vura vura düşünüyorum.. sanki her yere vuruşumda yeri sallıyorum.. yanımdaki elini bacağıma atıp durduruyor.. demek ki sallıyor muşum !? burnum soluyarak alıyor kokuyu.. kokular solunmak için taaa burnumun ucuna kadar geliyor.. koklasam sanki yeryüzünü içime çekicem..sanki baksam birine o anda içine giricem.. sanki..sanki.. ayaklarım bir demirle bağlı sıraya.. çünkü öyle yükseliyorum.. öyle sesimi içimden gelen fırtınayla dinliyorum..
el ele tutuşup oynuyorum kendimle.. ya leyli ya leyli.. ya leyli.. uzadıkça uzuyor..uzuyor.. ya leyli ya.. ya leyla.. ya leyla !! ey leyl-i sefa.. ey leyl-i kadir.. ey leyl-i yakaza.. ey leyl-i kauntum.. ey leyl-i akbaba...
"koro" oluyor cümleler duvarda nota nota.. hoca yüzüme anlamsız bakıyor farkettim az önce.. ben sanki her şeyi anlamış ve anlıyor gibi bakıyorum.. elimi kaldırsam her şeyi tekrar edecek gibi..
soru sormak ister gibi.. oysa az önce yakazaya giren ben değilmişim gibi..
sakin ve sessizlik bir "nefes" gibi "tevekkül"le yeniden ele geçiriyor yüzümü..
çığlık gibi hafif... uyku gibi ağır bir biçimde yorgun düşüyorum.. yorgunum..


gökten "3" elma düşüyor.. kelime şeklinde..
bir dehliz içinde sessizce seyre dalıyoruz..
dalıyoruz..
dalıyoruz..
"bir"i kurgulayana.. biri kurguya dalana..
biri diğerlerine hayretle bakana..

6 Ekim 2007 Cumartesi

İçimi Yakan Fırtına Öncesi

İlk yazının Sümerler tarafından bulunması ilginç.. demek ki kalıcı medeniyete ilk ulaşanlar onlar olmuş.. Acaba o zaman vahiy gelen toplumlar bulunuyor muydu ?
Peygamberler toplumlarını ne yönde ve hangi medeniyet seviyesinde yönlendirip oluşturuyorlardı..?

Sümerlere yazılı kaynak bırakın diye kim tavsiye de bulunmuştu ki.. ?
Bir vahiy mi ?

Tüm bunlar "fırtına öncesi sessizlik" miydi .. Babil'in kulesinin izlerini taşıyan..
Milyonlarca insan kıyımının.. ve zavallı hayvan..
İniltilerinin içimizdeki ilk ezgilerini mi fısıldamak istediler kelime fonetiğinde...

Peygamber yoktuysa aralarında.. nasıl oluyordu da.. sapkın bir toplum vahiyle yönetilen bir diğer toplumdan daha kalıcı ve medeni izler bırakabiliyordu..


Bazen sorduklarımız içimizi yaksa da.. cevap bulacağız ümidi ile soruyoruz.. küstahlığımızdan değil.. böyle bilinmeli ey "melek olmayan"..

1 Ekim 2007 Pazartesi

KELAMA SELAM.. KUANTUMA DEVAM..

kelamına sığınak arayanlar..

kaybolduğu yerde bulunmak ister.. "kenz-i mahfi"..

ne ayağına geleni çeker..
ne de yüzüne el süreni..
ne ucundadır iradenin..
ne tutunduğu bir göz kalmıştır..

sağanaklı bir yol seferinde.. bir gece vakti..
"isra"ya üfürülen buğulu bir nefes..
iki rekatlık bir iç geçiriştir..

ne bilinerek ölünmeli..
ne de birinin elini tutmadan..

27 Eylül 2007 Perşembe

Kelimeler Nasıl Yığılır..

uzun cümle kurmaya başladığımda.. sanki bir rüzgar dalgası gibi.. kuvvetli ama kesik kesik gelen ..darbeli bir nefes gibi.. cümle uzuyor..uzuyor.. ilk andaki anlam ve ateşiyle.. ortasındaki şiddet ve lezzeti.. sonundaki pişmişliği ya da ham kalmışlığı ..başlangıçtan farklı his uyandırıyor..

samimiyet virgüllerin arasından kayıyor.. araya giren harflerin sertliğinden kırılan.. sızlayan burunlar.. bir ünlem işaretiyle dimdik sıyrılıyor cümlenin sonundan..

tatmin olunmuşluğu sorgularken tükenmiş rüzgar esintisi.. üç noktanın olduğu yere.. bir ölü gibi yığılıyor..
şimdi harfler üst üste.. sanki bir orji sahnesi gibi.. kiminde sapkınlık ve doygunluk hissi.. kiminde mide bulantısı.. kiminde kara saplanmış donma belirtisi..

25 Eylül 2007 Salı

MAŞUK UZUN ÖMÜRLÜ OLMALI.. AŞK OLMASA DA OLUR !

SEVDİKLERİMİZİN..
AŞIK OLDUKLARIMIZIN..
DEĞERİNİ BİLEMEDİKLERİMİZİN..

ÖMRÜ BİZDEN UZUN OLMALI..
UZUN OLMALI !!!
DİZ ÇÖKÜP SECDEYE GİDER GİBİ..
SADECE BUNUN İÇİN DUA ETMELİ..

BEN KENDİMİ FEDA EDİYORUM.. CEHENNEME ÖNCE GİRİP SIĞMAK İSTİYORUM.. ANLADIM BUNU ANLADIM..
HER AŞIK OLDUĞUM BENDEN UZUN YAŞASIN İSTİYORUM..
DUALARIM KABUL OLSUN !

ELİMDE İĞNE İPLİK .. HER İSTEYENE KANAT DİKMEK İSTİYORUM..
ÖNCE MİNİK KIZ ÇOCUKLARI GELSİN..

24 Eylül 2007 Pazartesi

KAYITLARA GEÇİLSİN.. VAZGEÇİYORUM..

BAZEN NE DURDUĞUMUZ YERDE DURABİLİYORUZ..BAZEN..
NE KALDIĞIMIZ YERE SIĞABİLİYORUZ.. BAZEN..
HER İNSAN KENDİ HİKAYESİNİ YAŞARMIŞ BİLDİM..
HER TURGUT KENDİNE KOŞARMIŞ BİLDİM..
GRİP GİBİ ODALARIM..
HEPSİNİN İÇİNDE BİR BURUN SIZLAMASI HEPSİNİN İÇİNDE BİR NEFES ALAMAMA VAR..

RUHU OLMAYAN OLABİLSEYDİM KEŞKE..
KEŞKE SONSUZ GÜNAHKAR BİR "HİÇ ÖLMEYEN" OLABİLSEYDİM..
KESKE "KAPKARA" BIR TOPRAK OLABILSEYDIM..
DAHA ARAF'A VARMADAN SÖYLÜYORUM.. EY KİRAMEN KATİBİN KAYITLARA GEÇİLSİN..!
ŞEHVET İÇİMDE BİR GİZLİ ATEŞ..
MERHAMET LE KAN KARDEŞ..
KAN KAYBEDİYORUM..
BİRİNİN DİĞERİNİ DEĞİŞTİRMESİ GEREK..
KAYBEDİYORUM..
BİRİNİN GİTMESİ GEREK..

12 Eylül 2007 Çarşamba

11100110101 çöplükleri

drama öğretmenliği yapan bir kadın düşünüyorum..
minnacık beyinlerin aileleri tarafından sosyalleşsin diye ortasına bırakıldığı kreşlerde..

bir kısa film senaryosu gibi geliyor aklıma biraz da..
kadın çocuklara.. "tepki" dersleri veriyor..
- aaaa çok kötü bir şey oldu nasıl üzülüyoruuzzz !!?
- aaaaa ne kadar güzel.. ne diyoruuuuzz...
* teşeekküür ederiiimm.
- şimdi birine kızdınız nasıl dönüyoruz sırtımızı ?
- şimdi sevgilinizi başkasıyla el ele gördünüz (dudak dudağa değil.. el ele.. bir sevgi paylaşımı!)
* ???
- şimdi anne eve geç geldi.. anneye ne diyoruuuuzz ?
* anneciim ne olur beni bırakmaaaa..

kadının kreş sonrasındaki hayatına odaklanıyor tahayyülüm..
uzun sarışın saçlı peruğunu çıkartan kadın.. bir anda Jekyll ... Hyde'a dönüşüyor..

bir nevi neydi o Türk (ilk harfi büyük yazdım..dikkatinize) versiyonunun adı (bana google u arattırmayın şimdi..hatırlayın işte.. aramıycam..aklıma gelinceye kadar aramıycam.. beynimi çalıştırıcam. hafızamı 1100111011 lara emanet etmiycem!!) yeşim..yasemin.. devrim.. beyaz.. neydi o filmin adı neydi !! tamer.. neydi.. rüyaları.. beyza nın dünyası ?! neydi !!! beyza ve diğerleri.. beyzanın kadınları !!!!!!!!!!!! hahaha:)

bir nevi beyza'nın kadınları gibi..
gündüz çocuklara mimik öğreten bir saplantılı kadının kısa öyküsü..
bunun filmini çekmeliyim..

her kendini yönetmen olurum hissedenin yaptığı gibi.. not defterime.. senaryo.. konu.. kişiler.. zaman.. mekan gibi notlar alıp.. bu kısa filmi de..
eskimiş kısa film öyküleri çöplüğüme gömmeliyim..

keşke çöpler de.. 110111011 olabilseydi..

11 Eylül 2007 Salı

DALLI DALLI.. BİN DALLİ.. ---- ODA TASVİRİ

dali'yi kanıksamış ruh halime.. doymamış bir soft-zeka örneği sergilemek istemem..
zihnimin tasavvurunu bir başkasının resmiyle taçlandırmak enaniyetime dokunuyor..

kafiye aramak harflerin belirsiz gölgelerine..
sonra samimi olsun diye yanına bir müzik açmak..
sonra yine televizyonun sesini kısmak..ve görüntüsüne odaklanacağın bir kare bulmak..

ezilmiş bir gün sonunda..
başımdan şapkamı ve pantolonumu çıkarmadan oturmak..
kakaolu sütü içe içe doyamamış olmanın verdiği mutsuzluk..
çokomelin tadının dişlerimin arasında bıraktığı hafif huzursuzluktan kurtulma şekerlemesi..
biraz zeki müren göbeği.
biraz salonda.. kirli eşya öbeği..

tozların arasından özenle yerinden oynatılan kitap parçaları..
içilmiş..bir sürü.. kızılay soda şişesi..

çalışmayan bir mouse..kendini yineleyen müzik..
sessize alınmış telefonlar..
gün ortasında deftere alınmış iç burkulması notlar..
tozlu sehpa üzerinde.. eski bir beyaz gelin çiçeği..
bir tabloda birbirine sarılmış iki eski aşık..

ne aklıma bir fıkra gelebilir şimdi..
ne de son dinlenilen parçadan başkası sarsabilir içimi..

insomnium-the song of the forlorn song a.. nefsim ve enaniyetim adına teşekkür edderim..

48 GB POTPURİ

   Üzerinden her şekil bulutlar geçerdi “aşıkken” insanın, Meltem gibi yel gelir, son emeli güle konardı “son of the od”, Şimdi en güvendiği...